gulunce ic eriten unluler

edward norton*

eski sevgiliden gelen mesaj

eğer gelen mesaj kandil mesajı ise, şoke edendir.
kandil mesajı ne alaka lan eski sevgilim?

sakin

*

dağıldılar, dağılmadılar derken artık resmen s.o.s adında başka bir grupla konserlere çıkarak 'eski sakin' tadını kaybeden gruptur.

üzüldüm, ciddi manada üzüldüm. hatta şimdi bile üzülüyorum elimde olmadan. çünkü ben farketmeden 2008 yılından bu yana hiç bıkmadan aynı albümü ve albüm dışı kayıtları dinliyormuşum. şimdi şöyle bi' geriye dönüp baktığımda, hep en mutlu, en önemli, en iz bırakan şeylerin fonunda sakin çalıyormuş benim hayatımda. ben zamanla yaşadığım çoğu şeyi sakin'in şarkı sözleri gibi yaşamışım. şarkıları yaşamışım hatta.

çok fazla tanınan bir grup olmamasından dolayı, grubu bilip sevenlerle aramda kendiliğinden oluşmuş bir bağ vardı nedense. bana yıllar önce kaybettiğim kız kardeşim hissini yaşatan birisi girdi hayatıma. sonradan anladık ki biz birbirimizi hiç tanımadan, yıllarca sakin'i sevmişiz. aynı şarkının, aynı sözlerinin altını çizmişiz. birbirimize sarılıp laleler beyaz beyaz açarken, ayrılık ve kavuşma vakitlerinde laleler beyaz'ı söyledik her defasında. ''bir gülümseten benim, bir daha daha söyler misin? tek iyim sen kalmışsın aman ne mutluyum! burnum omzunda'' benim burnum o'nun omzundayken, hayatımda tek 'iyi' o kalmışken, bağıra bağıra ve ağlayarak çoğu zaman...

yaşadığım şehire konsere geleceğini öğrendiğimizde sevinçten delirdik. tabiki en öndeydik. küçük bir bar, toplasan 60 kişi bile yok içeride. çok kalabalık olmasını da beklemiyorduk, işin açıkcası istemiyorduk da... inanılmaz güzel bir konserdi, hayatımda bu denli keyif aldığım ilk konserdi diyebilirim. bir ses şarkısının introsu girdiğinde, en sevdiğim sakin cümlelerinden birisi gelecekti az sonra: ''sen küçük kız bize alkış tut, hayat batırırken..'' biz en önde, onur'un tam karşısındayken ve hayat dışarıda bizden uzakta bir yerde batırırken onur'a alkış tutuyorduk. onursa tam o esnada bize bakıp gülümsüyor, şarkının ikinci ''bize alkış tut'' kısmını bize bakarak söylüyor ve biz de ona yine alkış tutuyorduk. hayat yine bir yerlerde batırıyordu, biliyorduk; ama şimdi umursayamazdık, müzik güzeldi çok güzeldi...konserden sonra ilk defa birisinden imza alma gayretine girdim, onur posterin üzerine kocaman ''sen küçük kız bize alkış tut, hayat batırırken'' notunu düştü. biraz sohbet, muhabbet ettik; yeni albümden konuşuldu...vedalaşıldı..hayatımda 15 dakika içinde muhabbet ettiğim en samimi ve en utangaç adamdı.

ben okula giderken ne zaman otobüse binsem hep kalabalıktır ve hep yağmur yağar. yağmurlu otobüs yolculuklarımın şarkısı yağmur güncesi olur hep. ipod sanki kendi kendine açar şarkıyı, havayı bilir gibi. yağmur güncesi, yine böyle yağmurlu bir günde okula giderken otobüste yazılmış bir şarkıdır zira. ''sıkıştım sen hâlâ ilerlet istif insanları...yağ yağmur yağğ..''

sakin'in albüm dışı şarkılarından birisi artık gel yeni servis edilmişti internete. sürekli dinliyorum, ama ne harika şarkı! 1 dakika 4 saniye kadar kısa; ama çok dolu, çok şey anlatıyor. neredeyse her sabah o şarkıyla başlıyorum.. ''sabah kalktım kahvaltı yok..'' diyerek şarkı söylüyorum gayet kahvaltısız. sevgilim benden 1000 km uzakta, o da dinliyor ve seviyor aynı şarkıyı. ''gün dün oldu, gel yarına'' diyoruz her defasında birbirimize ama ''okullarda ders başladı'' gidemiyorum...bir hafta sonu güç bela işinden fırsat bulup yanıma gelecek. gidiş-dönüş biletleri alındı, sadece bir günümüz var. ancak trafik sıkışıyor ve uçak kaçıyor...sakin'in bir şarkı sözü daha gerçekleniyor hayatımda..''okullarda ders başlamış, trafikte uçak kaçmış..'' o günden sonra o şarkı daha çok, daha çok sarsıyor.

sevgili ile mesafe sabit dursa da kilometre babında, biz yavaş yavaş daha çok uzaklaşıyoruz birbirimizden. bir türlü yürütmeyi beceremiyoruz ve ayrılıyoruz. o sıralarda da eksik şarkıyı her gün defalarca dinliyorum. çünkü sakin yine ben'i söylüyor. üstelik şarkı zamanlamaları da sanki bana göre yapılıyor gibi hissediyorum. o zamanlar, şimdi ve yıllar sonra bile bıkmayacağım şarkıyı söylüyorum bağıra bağıra, çoğu zaman sarhoş ve canım yanarak, çok defa öleceğim sanıyorum bu şarkıyı söylerken; ama ölmüyorum.

''bir şekilde bu aşkı içimde halledemiyorum
seninle başladım, elimden gelmiyor bitiremiyorum.
sözlerim bitince, gözlerinde tütünce
bildiğimiz o dilde bülbüllere dönüyorum''

ve bugün...saat sabahın 05:30'u uyuyamıyorum, çünkü ben hâlâ o aşkı içimde halledemiyorum. tatilim sebebiyle aynı şehirdeyiz. birkaç defa görüşüyoruz ama hem bu kadar yakın olup, hem de bu kadar çok uzak olmak o'na...neyse...sabah aniden dışarı atıyorum kendimi. yaklaşık 5 gündür evden hiç dışarıya çıkmamışım, o an gün aydın, güneş güzel, hava serin.. suffle modunda müziğim, elimde fotoğraf makinam yürüyorum. bir şeylerin iyi gelmesini bekliyorum. yürümenin, müziğin, denizin kokusunun, yeniden fotoğraf çekmenin, oturup orada bir şeyler yazmanın... iyi de geliyor, dışarıda benden hariç bir hayatın akıp gittiğini görüyorum. insanlar sabah sporu yapıyorlar mesela. herkes ne kadar sağlıklı. sonra ikarus başarsa çalmaya başlıyor. sesi açıyorum, yine bir sakin şarkısının ta kendisi oluyorum.''saklı ya hayat hep mucizelerde'' cümlesine takılıyorum ilk önce. sonra bir kere daha dinliyorum, o en sevdiğim cümlelerden birisine odaklanıyorum ve günün anlamı ve önemi burada çoğalıyor: ''tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya!'' sonra bal mumu kanatlarımla güneşe uçmayı başarıyorum ben. tekil bir hayatın devrimini yapıyorum o sahilde, o kaldırımda yürürken hızlı hızlı...

belki dağılmasalardı, daha çok şarkıları eşlik edecekti hayatıma biliyordum. ben hayatımı o şarkılarla süslemeyi seviyordum. bu denli iz bırakabildikleri, daha cümleye dökemediğim onca şeyi, bana birçok şeyi melodisiyle, sözüyle hissettirebildikleri için; sakin'i dinlerken kendimi anlamlandırabildiğim için teşekkür ederim...iyi ki bana bu şarkıları bırakıp hayatımın en güzel ve en kötü dönemlerinden geçtiniz, beraber geçtik ve geçiyoruz şimdi bile...

*''görürsün elbet, hayat geçermiş, başkaldırdığın güçler kendinmiş
biter tabii, okullar da biter ya
adam olur bu çocuk, artık farkında.''

sami

sürekli okuyup, çok gülünüp, can verir gibi sevildiğinde günlük hayatta insanı ele geçiren adam. üstelik farketmiyorsunuz bile. bir zaman sonra o'nun gibi realistliğin gözüne vurup arkadaşlar arasında ''ahaha tam sami oldun laan!'' gibi etiketlere sahip oluyorsunuz.
misalen: #2392689

yaran diyaloglar

bir gün stresella ve ev arkadaşı feribottayken kafile halinde olan turistleri farkederler, sürekli yurt dışına kaçma hayalleri olan ev arkadaşı yine coşagelir.

ev arkadaşı: yarın alıp sırt çantamı, çekip hesaplardaki paraları çıkıp gidicem. cidden bak gidicem.
stresella: nereye gidiyosun kızım? 4 hafta devamsızlığın var!
ev arkadaşı: !%&^^/>@ ahaha tam sami oldun yeea!

**
stresella ve yine ev arkadaşı ertesi gün yüzmeye gideceklerdir. nerede yüzeceklerini planlıyorlardır.

ev arkadaşı: işte oraya gidemeyiz ama şurda şey işte bık bık bık da bık.
stresella: evet orada bir yer varmış ben de duydum.
e.a: hah işte orayı diyorum beach varmış orada çok iyiymiş.
s: ne beachi lan, bildiğin belediye plajı işte. beach falan değil, afilli değil. belediye yani. belediye.
e.a: * beach desek ne olur, iki dakika kendimi beachlerde düşündüm belediye plajı dedin aşağıladın lan. sami misin nesin?

yavas konusan insan

eğer bu bir hocaysa ve anlattığı şeyler hem çok önemli, hem çok karışıksa ve o ders blok şeklinde yapılıyorsa bunlar da yetmezmiş gibi aynı tonda mıırr mırr konuşuyorsa dünyada cehennem azabını yaşamaktır. insanın kendisine, sağına soluna sinirden şiddet uygulayası sonra dışarı çıkıp acayip hızlı koşası gelir.

facebook uma gireyim mireyim seklinde konusup ortami germek

facebook'a girmezse ölecek hastalığına yakalanmış kişidir. tedavisi henüz bulunamamıştır.

surekli depresyonda olan yakin arkadas

ömür törpüsü olan arkadaştır. hayat enerjinizi günden güne sömürür. konuşursunuz, saatlerce anlatırsınız. aslında kafasını taktığı şeylerin pek de büyütülecek şeyler olmadığını.. inanır gibi olur ama inanmaz, iki saat sonra eski haline geri döner. tüm işinizi gücünüzü hatta durumunda uykunuzu dahi bırakıp o'nu dışarıya çıkarırsınız, türlü şebeklikler yapıp güldürürsünüz. çünkü yalnızdır o, gördüğüz tanıdığınız en yalnız insan...

''hayat aslında çok güzel lan!'' dersiniz gözlerine bakarak. inanır bazen size, inanmak ister çünkü bilirsiniz.. seversiniz de o'nu çok, üzülürsünüz de haline; ama günden güne bunaltmaya başlar, hep başladığınız yere döndüğünüzden yorar. sonra kendinizi adi biçimde ''bugün aramasa beni ve ben yalnız başıma öyle başı boş dursam..'' derken yakalayıp utanırsınız.

edward norton

her filmi hatim edilesi insan. ideal erkek tipine inanmıyorum ama bir edward norton gerçeği var.

falan filan

<bkz: bla bla bla>

camel

büyülü bi' şekilde müzik yapan gruptur. 5 dakika 37 saniyelik mystic queen'in müziğiyle, az sözüyle, gitarıyla, baterisiyle şarkıda bahsettiği vadilere tepelere götürür. daha bir çok şarkısıyla aynı şeyi yapar, vokal saçı okşar gibidir her zaman ve bunu yapan insan olamaz.

canakkale

''emekli olunca gidip bi sahil kasabasında sakin sakin yaşarım'' cümlesinde geçen sahil kasabasının bir iki seviye gelişmiş halidir. insanında, otobüs sürücüsünde, bakkalında hatta ptt memurunda bile şaşılacak bir sakinlik, yavaşlık vardır. çanakkale'nin yerli insanı, o mükemmel samimi şivesi ile gördüğüm en samimi insanlardır. bazı esnaf güruhu öğrenciyi kazıklamak/ yolmak için elinden geleni yapsa da* bir yerde candır çanakkale esnafı.

üniversitesi öğrencilerinin çok eğlenceli, çılgın geceleri olan, acayip renkli bir hayat hayali ile gidip 2. senede şehrin yavaşlığına alıştığı gözlemlenir. sadece sakin bir şehirde yaşamak, okuluna gidip gelmek, işine gücüne bakmak isteyenler içinse gerçek bir inzivadır çanakkale. insanın o dinginlikte kendisini daha iyi anladığına, kendisi için çok şey yapabildiğine bizzat şahit oldum.

fazla pahalı olmayan şehirde, şehir içinde en önemli problem otobüstür. kampüse çıkan otobüslerin neredeyse hiçbirisi boş değildir, her yer yürüme mesafesinde gibi olsa da kışın, özellikle o fena rüzgarlarda otobüs şarttır.

çanakkale'nin en mükemmel yanı, şehrin düz olmasından dolayı bisiklet kullanımı için çok uygundur. insanın bisikletine binip, sakin sakin 7 dakika içinde okuluna gitmesi keyfi kadar güzel bir şey yoktur. özellikle havalar ısınmaya başlayınca güneş batarken kordon'a bisikletle çıkma keyfinin bambaşkadır.

tarihini şehrin her tarafında gururla yaşadığınız yerdir. içinizde bir parça milliyetçilik duygusu varsa, heyecandan ağlatabilen bir yer olabilir sizin için şehitlikler. hatta şehitliklere gidip, orayı gördükten sonra farklı bir gurura sahip olarak yaşamaya devam edebilirsiniz.

aklımın en güzel, en sakin köşesidir çanakkale. ayrılınca hemen özlenilen, düşünülünce heyecanlandırıp, gülümseten.

cep telefonuna sadece servis mesajlari gelen kisi

bir insanlık dramı.

behzat c.

pilli bebek şarkılarının çok yakıştığı dizi. özellikle gel kızım sokul bana şarkısı ile bir hayli dağıtandır. babadan uzakta dinlenildiğinde x3 gücünde dağıtır.

şarkı için: http://bit.ly/mqamsg

saat basi yemek isitayim mi diye soran anne

tüm gününü çocuğuna yemek yedirmeye adamış annedir. siz üniversite için başka şehirdeyken anne tarafından yediril(e)meyen tüm öğünleri bir yaz tatiline sıkıştırmak gibi bir amacı olduğunu düşündürür. gün 12 öğüne dönüşebilir 'anne yeter artık yemiyorum, bir daha sorma, acıkırsam gider yerim' gibi isyanlara teşebbüs mümkün değildir, zira kıyılamaz.

hep kardes olacak degiliz ya yasasin halklarin sevgililigi

yılmaz erdoğan'ın ankara şiirinde geçen, bir güzel cümle.*

cok buyudum sayende

*bir emre aydın şarkı sözü. unut gittiğin bir yerde şarkısında geçer.

sana hayatinda basarilar

en sikko biten ilişki repliğidir. o kadar itici o kadar iticidir ki, kendine iyi bak bile daha sevimli ve iyimser kalıyor.

facebook luk fotograf cekmek

facebook'a fotoğraflarını yüklemek için pikniğe, gece klübüne, oraya buraya giden insanlar eylemi. cidden sosyalleştiriyor.

kirmizi ruj

dudağı olmayan kızların sürmemesi gerekendir. böyle sadece kırmızı bir çizgi oluyo zaar, kötü oluyo. sürdüğünde de sürekli kontrol edilmesi gereken rujdur. dişe, dudağın yanına, çeneye oraya buraya fena bulaştığından rezil bir görüntüsü olur.